Elektrik Dünyası Dergisi
E Bülten Aboneliği
E-Posta
Ad / Soyad
Ana Sayfa » Röportaj
RöportajTürkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan: ‘Türkiye İnşaat Malzemeleri Sanayicileri Olarak, Batı’nın Standartlarıyla Üretip Doğu’nun Fiyatlarıyla Rekabet Ediyoruz’
Kategori : Röportaj
Ekleyen : Administrator
Tarih : 2020-01-23 19:52:08


Geri Dön
Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan: ‘Türkiye İnşaat Malzemeleri Sanayicileri Olarak, Batı’nın Standartlarıyla Üretip Doğu’nun Fiyatlarıyla Rekabet Ediyoruz’

Ülkemiz inşaat malzemeleri sektörünün gelişimine büyük katkıları olan İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği  (İMSAD)’ın Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan dergimize sektörü İnşaat malzemeleri sektörünü değerlendirip 2020 yılı ile ilgili beklentilerini bizimle paylaştı.


Ülkemiz İnşaat Malzemeleri sektörünün gelişimi ile ilgili kısa bir değerlendirme yapabilir misiniz? 2019 yılı sektörünüz açısından nasıl geçti?

Uzun yıllar boyunca, Türkiye ekonomisi %5 ve üstünde büyürse, inşaat sektörü daha fazla bir büyüme gösterirdi. Fakat 2014 yılından itibaren, bilinen bu ezber bozuldu. Türkiye ekonomisi ile inşaat sektörü %4-5 bandına takıldı. 2018 yılında ise inşaat sektörü 1,9 küçülürken, Türkiye ekonomisi %2,6 büyüdü. 2018 yılında 85 milyar dolar olan inşaat malzemesinin iç pazar büyüklüğünün 2019’da 70-75 milyar dolar bandında olmasını bekliyoruz. Yani tekrar 2011 yılındaki inşaat malzemeleri sanayisi büyüklüğüne geri döndük. İhracat için de aynı durum söz konusu olup hem 2011 hem de 2018 Ekim-2019 Ekim aralığında yıllık olarak 21,6 milyar dolara ulaştığını görüyoruz.

 

Baktığımızda, küçülüyoruz ama 8-9 yıl öncesi büyüklük kadarız diyebiliriz. Bu tablodan memnun olmamız lazım ancak 2011’de nüfus 73 milyondu, 2018’de 82 milyon oldu. Nüfus 10 milyon artmış durumda. Sadece Marmara Bölgesi nüfusu 4 milyon artmış. Hem konut hem de sosyal ihtiyaçlar artmış. Aynı ekonomik büyüklüğü daha fazla insanın paylaşması ülkemizi sadece daha fazla fakirleştirecektir. Büyümenin kaynağını üretemezsek, geleceğinizi borçlanarak ihtiyaçları karşılamak zorunda kalırız. Tasarruf ise, ülke olarak beceremezsek de her alanda kaçınılmazdır.

 

2011’de istihdam gücü 25 milyondu, 2018’de ise 32 milyon oldu. 7 milyonluk bir artış söz konusu. Yani neredeyse her yıl 1 milyon kişinin istihdama katılımı olmuş. 2011’de işsizlik 2,5 milyondu, 2018’de 4,5 milyona yükseldi. İşsizlik de 2 milyon arttı.

 

2010’da kentleşme oranı %75’ti. Altyapı, üstyapı, sosyal yapı yatırımları dünyadaki gibi ülkemizde de devam etti ve 2018 yılında kentleşme oranı %80 oldu. 2023’te kentleşme oranının %85 olacağı öngörülüyor. 2030 yılında dünyada, her birinde 10 milyondan fazla kişinin yaşayacağı 41 megaşehir olacak. 2050’de şehir merkezleri fazladan 2,5 milyar insan barındıracak. Zaten istihdamın sağlanması, nüfusun, kentleşmenin yönetilmesi için ekonomik olarak tekrar 2011 yılına dönmemiz ülkeyi büyütmez, küçültür.

 

2018 tecrübesi de gösterdi ki, %2,6 büyüme Türkiye’ye yetmedi. Önümüzdeki 3 yıla bakarsak, gelişmiş ülkeler %2-3 bandında büyüyecek. Gelişmekte olan ülkeler de %4-5 bandında büyüyecek. Biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Rekabet edeceksek bizim %4-5’in üzerinde büyümemiz gerekir. Gelişmekte olan rakiplerimizin %4-5 büyüme hedefi varken %2-3 büyümemiz, bizi sadece geriye götürür.

 

2020 yılı ile ilgili beklentilerinizi öğrenebilir miyiz?

İnşaat malzemeleri sanayisi, gerek toplam üretim, dış ticaret ve istihdamdaki payı, gerekse diğer sektörlerle yakın ilişkisi sebebiyle ülkemiz için stratejik önem arz eden sektörlerden biri. İnşaat sektöründeki gelişmeler, yan ve alt sektörlerle birlikte geniş bir ekonomik ve sosyal alanı doğrudan etkiliyor.

 

Türkiye olarak inşaat malzemesi üretiminde dünyanın en büyük 5 ülkesinden biriyiz. Küresel Rekabet Endeksi'nde yer alan 140 ülkenin 115'ine ihracat gerçekleştiriyoruz. Almanya, İngiltere, ABD’nin yanı sıra Orta Doğu'da İsrail ve Irak en önemli pazarlarımız… Bu ülkeler ile birlikte Çin, Romanya, Fransa, Yemen ve İtalya; 2018 yılında en çok ihracat yaptığımız ilk 10 ülkeyi oluşturuyor.

 

Dış pazarda ‘Türk Malı’ inşaat malzemelerine çok güveniliyor. Türkiye inşaat malzemeleri sanayicileri olarak, Batı’nın standartlarıyla üretip Doğu’nun fiyatlarıyla rekabet ediyoruz.

 

2014'te 23,1 milyar dolara kadar yükselen ihracatımız, 2015 yılında 18,6 milyar dolara geriledi. 2016'da 16,8 milyar dolara kadar düştü. 2017 yılında ihracatımız %9,6 artış ile 18,4 milyar dolara ulaştı. 2018 yılında ise ihracat artışı hızlandı ve %17’lik bir artış ile inşaat malzemesi sanayi ihracatımız 21,5 milyar dolar oldu. Böylece Türkiye’nin toplam ihracatı içinde inşaat malzemeleri sektörünün payı %12,7’ye ulaştı.

 

Ülkemizin inşaat malzemelerinin kalite açısından dünya çapında bilinir ve güvenilir bir konumda olması, bizi küresel ticarette emin adımlarla ilerlemeye teşvik ediyor. Dış ticaret rakamlarına baktığımızda da bu tezin, istatistiklerle doğrulandığını görüyoruz. İstatistikler bize küresel anlamda bir zoru daha başardığımızı gösteriyor.

 

5 yıl önce 23 milyar dolarlık ihracata ulaşmayı başarmış bir sektör olarak, şimdi tekrar 21,6 milyar dolarlık ihracat seviyesini yakalamış durumdayız. 2020’de inşaat malzemesi sanayicileri olarak 24-25 milyar dolar seviyesine ulaşacağımıza inanıyoruz.

 

Ayrıca inşaat sektörünün 2019 yılında yaşanan küçülmenin ardından 2020 yılında yeniden hareketleneceğini, inşaat malzemeleri sektörünün de yüzde 2.5-3 arasında büyüyeceğini öngörüyoruz.

 

Kaynakların rasyonel yönetilmesi herkesin sorumluluğu

Günümüzde toplumumuzun, artan nüfus ve gelişen sanayinin gereği olan çağdaş standartlara uygun altyapı ve konutlara sahip, depreme karşı güvenli, çevreyle barışık yerleşkelerde yaşamasını sağlamak kamunun da öncelikli hedefi haline geldi. Kentleşme ile birlikte ihtiyaçların artması sonucu, kaynakların rasyonel yönetilmesi sadece STK’ların bir sosyal sorumluluk projesi değil, insanların kanuni zorunluluk ve mesuliyeti olacaktır.  Enerjinin %80’i, atıkların %75’i kentlerde yönetilecektir. 

 

Başta depremle direkt bağlantılı su yalıtımı ve enerji verimliliği için şart olan ısı yalıtımı olmak üzere, yangın, ses ve tesisat yalıtımı ülkelerin “-mış gibi yaparak” erteleyeceği bir konu değil, ülkelerin geleceklerine en büyük borcudur. Binaların, konutların, işyeri ve fabrikaların; bir beyaz eşya seçiminde gösterilen hassasiyetin daha fazlasını hak ettiği bir sorumluluktur.

 

İnsanlar başını soktuğu evi sorgulamalı

Vatandaşımız, yaşadığı binada kullanılan inşaat malzemesini ve bunların uygulanmasını mutlaka sorgulamalı. İnsanlarımız buzdolabının, çamaşır makinesinin harcadığı enerjiyi, otomobilinin yakıt tüketimini sorgularken; başını soktuğu evin kendisine nasıl bir konfor, yaşam kalitesi, hava kalitesi, enerji ve su tasarrufu, atık yönetimi sağladığını aynı duyarlılıkla sorgulamıyor.

 

Sorgulamaya en azından kentsel dönüşüm sürecinde yenilenen binalarla başlayabiliriz. Bu binaların gerçekten ne kadar dönüştüğünün kullanıcılar tarafından takip edilmesi gerekir. Bu binaların Enerji Kimlik Belgeleri var mı? Alan dönüşümü yapıldıysa, öncesinde ve sonrasında sera gazı salınımı ne oldu? Ortam hava kalitesi nedir? Ses kirliliği var mı? Su tasarrufu nasıl? Yani konforun basit bileşenleri, tüm insanlarımız için temel ihtiyaçlardır. Dolayısıyla lüks ile konfor birbiriyle karıştırılmamalı.

 

Kentsel dönüşüm sürecinde yeni binalar inşa eden müteahhitler, ustalar sertifikalı mı? Kullanılan malzemelerin ne kadarı belgeli? Sonuçta, buzdolabındaki domates ve salatalığın konforu kadar kendi konforumuzu düşünmediğimiz, çamaşırlarımızı yıkarken tüketeceğimiz enerji ve su kadar konutta sağlanabilecek tasarrufu merak etmediğimiz, saçımızı kesen berberin sertifikası kadar evimizi yapan müteahhit ve ustaların sertifikalarını sorgulamadığımız müddetçe, başımızı soktuğumuz konutlar birer dayanaksız tüketim ürünü gibi olmaya devam edecektir.

 

Güçlendirme/Yenileme ihmal edilmemeli

Avrupa Birliği üyesi ülkelerden farklı olarak deprem kuşağında yer alan ülkemizde kentsel dönüşüm kanunu ile başlayan süreç büyük önem taşıyor. Ancak Türkiye’de güçlendirme/yenileme çalışmalarının ihmal edildiğini ve Avrupa’ya göre geride kaldığımızı görüyoruz. Ülkemizdeki kentsel dönüşüm sürecinde, tek uygun çözüm olarak vurgulanan yıkım ve yeniden yapımın, global olarak güçlendirme/yenilemenin ekonomik veya mümkün olmadığı yerlerde tercih edildiği biliniyor. Hatta doğal kaynak tüketiminin azaltılması ve yıkım sonucu ortaya çıkan molozun doğada neden olduğu tahribat gerekçeleri ve sürdürülebilirlik kavramı doğrultusunda, Avrupa’da son yıllarda kabul gören eğilim, ekonomik olmasa da, teknik olarak mümkün olduğunda, yıkım-yeniden yapım yerine, güçlendirme/yenileme yaklaşımının benimsenmesi yönünde.

 

Yenilemeden söz ederken sadece binaların boyanması ve makyajından bahsetmiyoruz. ‘Derin yenileme’ dediğimiz, tesisat (elektrik, su), ısıtma-soğutma, havalandırma sistemleri, yalıtım dahil cephe sistemleri, seramik kaplamalar ve vitrifiye, pencere-cam ve çatı-baca sistemleri gibi geniş bir alandan konuşuyoruz.

 

Eskimiş kablo sistemlerinden dolayı yangına karşı bile yenilenmesi gereken binalar var. Günümüzde teknoloji çok hızlı ilerliyor. Eski teknolojiye uygun elektrik tesisatı bulunan binaların günümüz şartlarındaki elektronik aletlerin ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değil. Bugün bir genç odasında ortalama 6 adet priz olması gerekiyor. Kullandığımız diğer küçük ev aletlerinin de sayısını düşünürseniz mevcut tesisatların yenilenmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Aynı zamanda çevre adına, enerji verimliliği adına, sürdürülebilir binalara sahip olma adına binalarımızın farklı seviyelerde yenilemeye ihtiyacı var.

 

Yönetmelikler tam anlamıyla uygulanmaya başlayıp denetim mekanizmaları etkili bir şekilde devreye girdiğinde tüm yeni uygulamaların, vatandaşa, sektöre ve ülkemiz ekonomisine büyük katkısı olacaktır. 

 

Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı

Ferdi ERDOĞAN

Türkiye İMSAD